Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Zorunlu Arabuluculuk ve Taraf Teşkili Sorunsalı: Mahkemeye Erişim Hakkı Bağlamında Bir İnceleme

Özet: 


7445 sayılı Kanun ile 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarında arabuluculuk bir dava şartı haline getirilmiştir. Ancak bu davaların çok taraflı yapısı, arabuluculuk aşamasında tüm paydaşlara ulaşılmasını zorlaştırmaktadır. Bu makalede, arabuluculuk sürecindeki taraf teşkili eksikliğinin davanın usulden reddine gerekçe olup olamayacağı; arabulucunun davet yükümlülüğü, anayasal "ölçülülük" ilkesi ve güncel bölge adliye mahkemesi içtihatları çerçevesinde değerlendirilmektedir.

1. Giriş: Hukuki Arkaplan ve Arabuluculuk Zorunluluğu
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na (HUAK) eklenen 18/B maddesi, taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıkları dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk kapsamına almıştır. Bu düzenlemenin amacı, mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve taraflar arasında dostane bir çözüm zemini oluşturmaktır. Ancak, ortaklığın giderilmesi davalarının doğası gereği tüm paydaşların sürece dahil edilmesi gerekliliği (actio duplex), arabuluculuk aşamasında "taraf teşkili" tartışmalarını odağa yerleştirmiştir.

2. Arabuluculukta Taraflara Ulaşma ve Davet Sorumluluğu
HUAK 18/A maddesi, arabuluculuk sürecindeki sorumluluk paylaşımını net bir şekilde belirlemiştir.

Başvurucunun Yükümlülüğü: Başvuran taraf, kendisinde bulunan ve "elinde olması hâlinde" karşı tarafa ait iletişim bilgilerini büroya vermekle yükümlüdür.

Arabulucunun Yükümlülüğü: Arabulucu, büronun verdiği bilgileri esas alır ve ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma yaparak tarafları ilk toplantıya davet eder.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, arabulucunun taraflara ulaşma ve davet etme sorumluluğunu usulünce yerine getirmemesi durumunda dahi "arabulucuya başvurulmuş olma" dava şartının gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu sorumluluğun yerine getirilmemesinin sonuçları, süreci başlatan davacıya yüklenemez.

3. Anayasal Perspektif: Mahkemeye Erişim Hakkı ve Ölçülülük
Anayasa Mahkemesi (AYM), arabuluculuğun dava şartı olmasını mahkemeye erişim hakkına bir sınırlama olarak kabul etmekle birlikte, bu sınırlamanın anayasaya uygun olması için "ölçülü" olması gerektiğini vurgulamıştır.

AYM'nin 2017/178 E. ve 2018/82 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere; arabuluculuk süreci hak aramayı imkansız hale getiren veya aşırı zorlaştıran etkisiz bir sürece dönüşmemelidir. Davacının kontrolü dışındaki usuli eksiklikler nedeniyle davanın reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale teşkil eder. Özellikle ortaklığın giderilmesi gibi taraf sayısının çok fazla olduğu davalarda, arabuluculuk aşamasında mutlak bir taraf teşkili aranması hak arama hürriyetini ihlal edebilir.

4. "Anlaşmama İradesi" ve Bölge Adliye Mahkemelerinin Yaklaşımı
Ortaklığın giderilmesi davalarında anlaşma ancak tüm paydaşların oy birliği (rızası) ile mümkündür. Uygulamada, arabuluculuk görüşmelerine katılan mevcut paydaşların "anlaşmama" iradesi sergilemesi, uyuşmazlığın sulh yoluyla çözülemeyeceğini somutlaştırmaktadır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi'nin güncel kararına göre (E. 2024/5972, K. 2025/293), arabuluculuk tutanağında ismi geçen paydaşların anlaşmama iradesi bulunması halinde, diğer paydaşlar davet edilmemiş olsa bile süreç zaten anlaşmazlıkla sonuçlanacağından dava şartı gerçekleşmiş sayılmalıdır. Benzer şekilde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi de arabulucunun davet yükümlülüğünü ihmal etmesi durumunda mahkemenin davayı reddetmeyip, taraf teşkilini yargılama aşamasında tamamlaması gerektiğini hükme bağlamıştır.

5. Değerlendirme ve Sonuç
Ortaklığın giderilmesi davalarında arabuluculuk bir ön aşamadır. Bu aşamada özellikle mirasçıların tespiti ve daveti konusundaki eksiklikler, arabulucunun ve büronun araştırma yetkisinden kaynaklanan görevleridir. Davacının sürece başvurmuş olması, yasanın aradığı "başvuru zorunluluğunu" karşılamaktadır.

Mahkemelerin, arabuluculuk aşamasındaki taraf eksikliğini "tamamlanamaz bir dava şartı" olarak görüp davayı usulden reddetmesi;

Hukuk devleti ilkesindeki "hukuki güvenlik" prensibine,

Anayasa'nın 36. maddesindeki "hak arama hürriyetine",

Usul ekonomisi ilkesine aykırıdır.

Sonuç olarak; arabuluculuk tutanağında taraflardan bazılarının anlaşmama iradesinin bulunması, uyuşmazlığın çözülemediğini kanıtlamaktadır. Bu durumda mahkemenin görevi, taraf teşkilini (mirasçılık belgelerini alarak veya tebligat çıkararak) kendi bünyesinde tamamlamak ve işin esasına girmektir. Arabuluculuk sistemindeki aksaklıkların faturası vatandaşa kesilmemeli, sistem mahkemeye erişimi engelleyen bir bariyer olarak kullanılmamalıdır.


EMSAL KARARLAR

İstanbul BAM, 49. HD., E. 2024/5972 K. 2025/293 T. 19.2.2025
Yargılama konusu olayda: Davacıların, davalılar ile birlikte paydaş oldukları …parsel sayılı taşınmazlar
üzerindeki ortaklığın mümkünse aynen taksim olmadığı takdirde satış sureti ile giderilmesine karar
verilmesini talep ettiği, Mahkemece, "Davacılar vekili tarafından dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunda karşı taraf  olarak tapu hissedarlarından sadece iki kişi gösterilmiş olup diğer tapu hissedarları arabuluculuk
görüşmelerine çağrılmamış ve arabuluculuk son tutanağı anlaşamama şeklinde tutulmuştur. Dava konusu
tapu kayıtları incelendiğinde çok sayıda tapu maliki bulunmakta olup arabuluculuk görüşmelerine sadece
davalı hissedarlar K58 ve K28 davet edilmiştir. Dava dilekçesinde ise arabuluculuk görüşmelerine davet
edilmeyen tüm hissedarlara dava yöneltilmiş ve ortaklığın giderilmesi talep edilmiştir. Arabuluculuk
görüşmelerinin husumet yöneltilmesi gereken tüm hissedarların tamamı davet edilmeden
gerçekleştirilmiştir. Usulüne uygun şekilde arabuluculuk görüşmeleri gerçekleşmemiş olması nedeniyle
özel dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa başvuru yapılmadığından dava şartı yokluğundan davanın
usulden reddine" karar verildiği,
(…)Arabuluculuk Bürosunun …başvuru numaralı dosyası kapsamında düzenlenen arabuluculuk ilk
oturum tutanağı ve son tutanağının incelenmesinde; başvurucunun K3 vekili Av. K27, karşı tarafın K58
ve K28 olduğu, arabuluculuk konusu uyuşmazlığın dava konusu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın
giderilmesi talebi olduğu, arabuluculuk dosyasına davacılar vekilinin vekaletnamelerini ibraz ettiği,
arabuluculuk müzakerelerinin anlaşamama ile sonuçlandığı,
(…)Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2022/3398 Esas ve 2022/5294 Karar sayılı kararında da açıklandığı
üzere, arabuluculuğa başvuru zorunluluğunun, kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı
derecede zorlaştıran etkisiz ve sonuçsuz bir sürece neden olmadıkça hak arama hürriyetinin özüne
dokunduğunun söylenemeyeceği belirlenmiştir. Karara göre, dava şartı olmanın bir sonucu olarak
arabuluculuğa başvuru bir zorunluluk arz etmekte ise de bu zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru
ile sınırlı olup arabuluculuk sürecinin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu açıktır.
Ortaklığın giderilmesi açısından taraf teşkilinin sağlanması gerekmekte ise de bu zorunluluğun
arabuluculuk safhası açısından talep edilmesi halinde arabulucunun yetkisinin kısıtlı oluşu ve taraflara
ulaşma imkanı açısından yetersizliği nazara alındığında taraf teşkilinin bu safhada mutlak surette
aranılması hak arama özgürlüğü ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlalini gündeme getireceği,
taraf teşkilinin mahkeme nezdinde tamamlanması gerektiği,
Ancak somut olayda Mahkemece öncelikle dava konusu olan …parsel sayılı taşınmazların tapu
kayıtlarının celbi ile bu taşınmazlarda arabuluculuk tutanağında ismi geçen davalılar K58 ve K28'in
malik olup olmadıklarının tespiti gerektiği, adı geçen bu davalıların … parsel sayılı taşınmazlarda da
hissedar olmaları halinde mahkemece verilen kararın yanlış olacağı, zira bu iki kişinin anlaşmama
iradelerinin bulunduğu, diğer tüm maliklerin arabuluculuk sürecine katılmış olmaları halinde de sürecin
anlaşamama ile sonuçlanacağı, bu taşınmazlarda K58 ve K28'in malik olmaması durumunda ise dava
konusu edilen …parsel sayılı taşınmaz maliklerine yönelik olarak arabuluculuk dava şartı yerine
getirilmeden dava açıldığı için mahkemece verilen kararın yerinde olacağı, eksik inceleme ile karar
verildiği anlaşılmıştır.
Ankara BAM, 13. HD., E. 2024/1367 K. 2025/247 T. 6.2.2025
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle…Parselde bulunan taşınmaz(lar), üzerindeki ortaklığın satış
yoluyla giderilmesi talep ve dava edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda;"Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle
USULDEN REDDİNE," karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bir yargı makamı tarafından taraflarına verilen bir yetki
bulunmaksızın ölü kaydı bulunan paydaşların mirasçılık belgelerini almak ve mirasçılarını sürece dahil
etmelerinin mümkün olmadığını, bu haliyle yerel mahkemenin kararının son derece hatalı ve hukuki
dayanaktan yoksun olduğunu, farklı bir husus olarak, arabuluculuk sürecinin en fazla 4 hafta
sürebileceğinin sabit olduğunu, somut olayda, yerel mahkemenin taraflarından beklemiş olduğu ölü kaydı
bulunan paydaşların mirasçılık belgelerinin alınması, tespit edilen mirasçıların her birine davet mektubu
gönderilmesi, tüm tarafların süreçten haberdar edildikten sonra usulüne uygun arabuluculuk
görüşmelerinin sürdürülmesi, bu süreçlerin tamamının 4 hafta içerisinde sonlandırılabilmesinin mümkün
olmadığını, davacının yükümlülüğünün arabuluculuk sürecine başvuruda bulunmak olup sürecin
yönetilmesinden ve taraf teşkilinin usulüne uygun sağlanmasından sorumlu olmadığını, başvurucunun
sadece arabuluculuk faaliyetinin yürütülüp sonlanmasını beklemekle mecbur olup akabinde davasını
açabildiğini ileri sürmüş, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde bozulmasına
karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
(...)Somut olayda, dava, ortaklığın giderilmesine ilişkindir. Dava 17.05.2024 tarihinde açılmış olup,
yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereğince dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu
dava şartıdır.
Dava şartı olarak arabuluculuk kurumunun temelde mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama
olması karşısında, arabuluculuk ile ilgili uygulamaların tamamında uygulamanın hakkın özüne dokunup
dokunmadığı ve ölçülülük ilkesine aykırı olup olmadığı bağlamında bir değerlendirme yapılması
zorunludur. Kişilerin mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran ya da hak aramalarını imkânsız hâle
getiren veya aşırı derecede zorlaştıran bir sürece neden olan uygulamaların hakkın özüne zarar verdiği
kabul edilmelidir (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K. § 24).
Arabuluculuğa başvuran tarafın sürece ilişkin tek yükümlülüğü kendisine ve elinde bulunması hâlinde
karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna vermekten ibarettir.
Dava şartı olarak arabuluculukta zorunlu olan unsur, arabuluculuğa başvurmaktır. Arabuluculuğa
başvuran tarafın, arabulucunun araştırma ve davet yükümlülüğünü usulüne uygun olarak yerine
getirmemesinin sonuçlarına katlanmasını beklemek mahkemeye erişim hakkının ölçüsüz şekilde
sınırlandırılması sonucunu yaratır. Kanun’da açıkça arabulucuya başvuran tarafın elinde olması hâlinde
karşı tarafa ait bilgileri büroya vermesi gerektiği ifade edildiğine göre, arabulucunun sorumluluğunu
yerine getirmemiş olması sebebiyle arabuluculuk dava şartının gerçekleşmediğini kabul etmek Kanun’da
öngörülmeyen bir yükümlülüğün sonuçlarından başvuran tarafın sorumlu tutulması anlamına gelir. Böyle
bir kabul şeklinin başvuranın hak aramasını aşırı derecede zorlaştıracağı ve hakkın özüne zarar vereceği
açıktır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2022/3398-2022/5294 E-K sayılı ilamı)
Davacı tarafından arabuluculuğa başvurulduğu ve yasada zorunlu olan koşulun yerine getirildiği
anlaşıldığına göre mahkemece, tapu malikleri ve ölü olan tapu maliklerinin mirasçılık belgeleri alınarak
mirasçıları tespit edilerek davaya dahil edilmek sureti ile taraf teşkili sağlanmalı, bundan sonra işin
esasına girilerek deliller toplanmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.

T.C.  YARGITAY 9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/4481  Karar No: 2024/8257  Karar Tarihi: 14-05-2024

 
ALACAK DAVASI - DAVA ŞARTI OLAN ARABULUCULUK FAALİYETİ
YERİNE GETİRİLMEDİĞİNDEN DAVA KONUSU TALEPLER YÖNÜNDEN
DAVANIN USULDEN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN ESASA
GİRİLMESİNİN HATALI OLDUĞU - HÜKMÜN BOZULMASI

 
ÖZET: Somut uyuşmazlıkta Yönetmelik yürürlük tarihinden sonra davacı vekili tarafından yapılan
arabuluculuk başvurusunda uyuşmazlık konuları dava konusu alacaklar olarak işaretleme yapılmıştır.
17.03.2020 tarihinde düzenlenmiş “Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son
Tutanağı”nda ise arabuluculuk konusu uyuşmazlıklar; “işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacaklar”
olarak belirtilmiştir. Görüldüğü gibi son tutanakta, dava konusu alacaklar bakımından anlaşma
sağlandığı veya sağlanamadığı açıkça belirtilmemiş olup dava şartı olan arabuluculuk faaliyeti yerine
getirilmediğinden dava konusu talepler yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken
esasa girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

 
(6100 S. K. m. 369, 371) (5718 S. K. m. 24, 27) (6325 S. K. m. 15) (4857 S. K. m. 17, 32, 41, 44, 46,
47, 63, 120) (7036 S. K. m. 3) (1475 S. K. m. 14) (ANY. MAH. 11.07.2018 T. 2017/178 E. 2018/82  K.)
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince
davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile
İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın
kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verilmiştir.

 
Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin
duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.05.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara
tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son
verildi.

 
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği
düşünüldü:

 
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenin yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, iş
sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, ücretinin bir kısmının banka aracılığı ile kalan kısmının  

 Sayfa 1 /5

 
elden ödendiğini, haftanın 7 günü 07.00-18.00 saatleri arasında çalıştığını, iş yoğunluğuna göre
18.00'den aşağı olmamak üzere saat 23.00’e kadar da çalışmasının olduğunu, yıllık ücretli izinlerinin
kullandırılmadığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını belirterek kıdem ve ihbar
tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ve yıllık ücretli izin alacaklarının
davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş sözleşmesinin iş bitimi nedeniyle sonlandırıldığını, ihbar
öneli kullandırıldığını, ihbar tazminatı hakkı doğmadığını, hiçbir alacağının kalmadığını, davacının
imzasını taşıyan ibranamedeki tüm alacaklarının ödendiğini, alacakların zamanaşımına uğradığını
savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesinin
davalı tarafından haksız olarak feshedildiği, yıllık ücretli izin alacağının bulunmadığı, davacının tanık
anlatımlarıyla fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışma yaptığını
kanıtladığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; davacı ile menfaat birliği içinde bulunan tanığın beyanının dikkate alınmaması
gerektiğini, davacının yaptığı fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının
bordrolarda tahakkuk ettirilerek davacıya ödendiğini ve davacının bakiye alacağının bulunmadığını,
davacının aylık ücretinin imzalı bordrolarda belirtilen tutar kabul edilmesi gerektiğini, davacının
imzaladığı ibraname ile müvekkili Şirketten herhangi bir alacağının kalmadığını kabul ettiğini,
hükmedilen faiz türünün de haksız olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması
istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bordro hilesi yapıldığı,
davacının aylık ücretinin toplam bordro tahakkuku esas alınarak tespit edilmesinin yerinde olduğu,
aynı nedenle imzalı bordrolardaki tahakkuklara itibar edilmeden fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal
bayram ve genel tatil çalışmalarının tanık beyanları esas alınarak belirlenmesinde isabetsizlik olmadığı,
kabul edilen çalışma düzeni diğer tanıklar ile dosya arasında bulunan işveren belgeleri ile
desteklenmekte olup ispatın salt davacı ile menfaat birliği içinde bulunan tanık beyanına dayalı
olmadığı, ibranamenin geçerlilik koşullarını taşımadığı, yabancı parayla ilgili yasal düzenleme ile
talebe aykırı şekilde, Türk lirası için öngörülen yasal düzenlemeye dayanarak, yabancı paranın ödeme
günündeki Türk lirası karşılığına en yüksek banka mevduat ve yasal mevduat faizi işletilmesinin hatalı
olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak
yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Sayfa 2 /5
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz
isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek ayrıca uyuşmazlığa Kamerun
hukukunun uygulanması gerektiğini, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, davanın belirsiz
alacak davası olarak açılamayacağını, vekâlet ücretinin artırılmasının aleyhe bozmaya aykırı olduğunu,
hakkaniyet indirimi oranının düşük olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; uygulanacak hukuk, aylık ücret miktarı, iş sözleşmesinin davacının kıdem ve ihbar
tazminatlarına hak kazanacak şekilde sona erip ermediği, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve
genel tatil günlerinde çalışma olup olmadığı, hükmedilen faiz ve vekâlet ücreti ile dava konusu alacak
talepleri bakımından dava şartı olarak arabuluculuk faaliyetinin usulüne uygun olarak yürütülüp
yürütülmediği noktalarındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci
maddesi.
2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 24
ve 27 nci maddeleri.
3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 17, 32, 41, 44, 46, 47 ve 63 üncü maddeleri ile 4857
sayılı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14
üncü maddesi.
4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında,
“Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade
talebi ile açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” şeklinde düzenlemeye yer
verilerek dava şartı olarak arabuluculuk öngörülmüştür. Maddenin yirmi birinci fıkrası uyarınca
uygulanan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 15
inci maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Taraflarca kararlaştırılmamışsa arabulucu; uyuşmazlığın
niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve
esasları göz önüne alarak arabuluculuk faaliyetini yürütür.” denilmek sureti ile arabuluculuk
faaliyetinin ne şekilde sürdürüleceği belirlenmiştir.
5. 6325 sayılı Kanun'un 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların
anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile
belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri
veya avukatlarınca imzalanır.” şeklinde düzenlemeye yer verilerek son tutanağın arabulucu tarafından
düzenleneceği açıkça kurala bağlanmıştır.
6. 02.06.2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında,
başvurunun dilekçe ile veya bürolarda bulunan formların doldurulması suretiyle yahut elektronik
ortamda yapılabileceği belirtilmiştir. Yönetmelik'in 20 nci maddesinde arabuluculuğun sona ermesi
düzenlenmiş olup bu maddenin (3) üncü bendinde arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son
tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına tarafların karar vereceği ancak
arabulucunun bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapacağı belirtilmiştir.
Sayfa 3 /5
Şu hâle göre son tutanağın tarafların beyanına göre oluşturulması asıl ise de arabulucunun tutanağın
içeriği ve düzenlenme şekli konusunda tarafları bilgilendirmesi de gerekir.
7. 7036 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, “Dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin madde ile diğer
düzenlemelerde iş yargısının temeli olan çabukluk, basitlik, emredicilik, zayıfın korunması ve ucuzluk
ilkeleri ...” dikkate alınmıştır.
3. Değerlendirme
1. 5718 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça
yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı
karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı
hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme
duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda, uyuşmazlığa
uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre
somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
2. İşçinin, hak ve alacaklarını en kısa sürede ve en basit yoldan almasını sağlamaya yönelik getirildiği
anlaşılan arabuluculuk kurumun, işçinin aleyhine yorumlanması doğru olmaz. Aksine 7036 sayılı
Kanun’un gerekçesinde belirtildiği gibi zayıf konumda olan işçinin korunması esastır. Kaldı ki
arabuluculuğa başvurma işçi açısından olduğu gibi işveren açısından da zorunluluktur.
3. Anayasa Mahkemesi, dava şartı olarak arabuluculuğa dair yasal düzenlemenin iptali isteğiyle ilgili
olarak verdiği kararında düzenlemenin hak arama hürriyeti ve bu kapsamda mahkemeye erişim
hakkına getirilen bir sınırlama niteliğinde olduğunu kabul etmiş; ancak “Arabuluculuğa başvuru
zorunluluğunun, kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı derecede zorlaştıran etkisiz
ve sonuçsuz bir sürece neden olmadıkça hak arama hürriyetinin özüne dokunduğu söylenemez”
şeklindeki gerekçeyle bir çeşit sınır tayin etmiştir (Anayasa Mahkemesi, 11.07.2018 tarihli ve
2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı karar).
4. Dava şartı olarak arabuluculuğun ağır koşullara bağlanması ve birkaç defa bu yola başvurulmasının
gerekliliğine dair uygulama, işe iade davalarında hak düşürücü süre sorunlarının yaşanmasına, tazminat
ve alacaklar yönünden alacağın kısmen zamanaşımına uğramasına, birden fazla arabuluculuk
ücretlerinin yargılama giderlerine eklenmesiyle bu yöndeki sorumluluğun taraflara paylaştırılmasında
tereddütlere ve en nihayet arabulucunun sorumluluğuna neden olabilecektir.
5. Bu tür anlaşmazlıklara ve tereddütlere meydan verilmemesi için arabuluculuk tutanağında tarafların
anlaştıkları ya da anlaşamadıkları alacak kalemleri tek tek belirtilmelidir.
6. Dairemizce; dava şartı arabuluculuk uygulamalarında başlangıçta hem talepte bulunanlar ve hem de
arabulucular tarafından yapılan bu tür hatalar tarafların mağduriyetlerine sebebiyet verdiği gibi
arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı gibi uygulanmasına engel olduğundan arabuluculuğa hangi
konularda başvurulduğuna ilişkin başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihine kadar
arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar tek tek belirtilmeden “işçilik
alacakları” veya “işçi işveren uyuşmazlığı” gibi soyut ifadeler kullanılmış ise taraflar arasındaki işçilik
alacaklarının tamamının arabuluculuğa konu edildiğinin kabul edilmesi gerektiği görüşü
benimsenmiştir.
7. Başka bir deyişle başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden önceki dönem için
taraflardan kaynaklanmayan bu tür uygulama hataları aşılarak arabuluculuk müessesinin amaca uygun
yürütülmesi sağlanmalıdır.
8. Başvuru formu uygulamasının başladığı 02.06.2018 tarihinden sonraki başvurularda ise hangi alacak
veya tazminat kalemleri konusunda anlaşma sağlandığı veya sağlanamadığını açıkça belirtmeyen son
tutanağa göre dava şartının gerçekleştiği kabul edilemeyecektir.
Sayfa 4 /5
9. Somut uyuşmazlıkta Yönetmelik yürürlük tarihinden sonra davacı vekili tarafından yapılan
arabuluculuk başvurusunda uyuşmazlık konuları dava konusu alacaklar olarak işaretleme yapılmıştır.
17.03.2020 tarihinde düzenlenmiş “Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son
Tutanağı”nda ise arabuluculuk konusu uyuşmazlıklar; “işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacaklar”
olarak belirtilmiştir. Görüldüğü gibi son tutanakta, dava konusu alacaklar bakımından anlaşma
sağlandığı veya sağlanamadığı açıkça belirtilmemiş olup dava şartı olan arabuluculuk faaliyeti yerine
getirilmediğinden dava konusu talepler yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken
esasa girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.  ANAYASA  Genel Kurul  Esas No: 2017/178  Karar No: 2018/82  Karar Tarihi: 11-07-2018

 
ANAYASA MAHKEMESİNİN E: 2017/178 (7036 SAYILI KANUN İLE İLGİLİ), K: 2018/82 SAYILI KARARI

 
(2709 S. K. m. 2, 5, 9, 11, 13, 36, 37, 49, 74, 125, 128, 155) (7036 S. K. m. 3, 11, 12, 13, 15, 37) (4857
S. K. m. 20, 21, 91, 92, Ek m. 3) (6325 S. K. m. 2, 4) (6216 S. K. m. 43) (5521 S. K. m. 8) (6098 S. K.
m. 146) (399 S. KHK Ek m. 3) (ANY. MAH. 07.06.2005 T. 2004/12 E. 2005/35 K.) (ANY. MAH.
15.03.2007 T. 2006/52 E. 2007/27 K.)
RGT: 11.12.2018
RG NO: 30622
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL,
Engin ÖZKOÇ ile birlikte 128 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun;
A. 3. maddesinin;
1.(1) numaralı fıkrasında yer alan “...arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” ibaresinin,
2. (12) numaralı fıkrasının;
a. Birinci cümlesinde yer alan "...yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresinin,
b. Üçüncü cümlesinde yer alan “...yargılama giderleri... ” ibaresinin,
3. (14) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,
B. 11. maddesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin değiştirilen birinci
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...arabulucuya başvurmak zorundadır” ibaresinin,
C. 12. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “ ...dava
tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak... ” ibaresinin,
Ç. 13. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “...iş
sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla... ” ibaresinin,
D. 15. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddenin birinci fıkrasında yer alan “... beş
yıldır” ibaresinin,
E. 37. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten
Sayfa 1 /23
Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 3. maddenin,
Anayasa’nın 2., 5., 9., 11., 13., 36., 37., 49., 74. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
İptali talep edilen kuralların da yer aldığı 7036 sayılı Kanun’un;
1. 3. maddesinin (1), (12) ve (14) numaralı fıkraları şöyledir:
“Dava şartı olarak arabuluculuk
MADDE 3-(l) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve
tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. ”
“(12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle
arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir ve
bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu
tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya
katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları
yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.”
“(14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme
yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki
saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten
fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret
aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet
Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden
sayılır. ”
2. 11. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin değiştirilen birinci fıkrası şöyledir:
Madde 20- (Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih
bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih
bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, iş Mahkemeleri Kanunu
hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya
varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde
dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de
götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi
hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki
hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.”
3. 12. maddesiyle eklenen dördüncü fıkranın da yer aldığı 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları
Madde 21- İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece
veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay
içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye
en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde
ödenecek tazminat miktarım da belirler.
Sayfa 2 /23
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan
ücret ve diğer hakları ödenir.
(Ek fıkra: 12/10/2017-7036/12 md.) Mahkeme veya özel hakem, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile
üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak
belirler.
…”
4. 13. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkranın da yer aldığı 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesi şöyledir:
“Devletin yetkisi
Madde 91 - Devlet, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. Bu
ödev Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı ihtiyaca yetecek sayı ve özellikte teftiş ve
denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılır.
(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/77 md.; Değişik fıkra: 12/10/2017-7036/13 md.) İşçilerin kanundan, iş ve
toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin başvuruları üzerine, iş sözleşmesinin devam
etmesi kaydıyla birinci fıkra hükmü uyarınca işlem yapılabilir.
Askeri işyerleriyle yurt güvenliği için gerekli maddeler üretilen işyerlerinin denetim ve teftişi konusu
ve sonuçlarına ait işlemler Milli Savunma Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca
birlikte hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür."
5.15. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir:
“Zamanaşımı süresi
Ek Madde 3- (Ek: 12/10/2017-7036/15 md.)
İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda
belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.
a) Kıdem tazminatı.
b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.
c) Kötüniyet tazminatı.
d) İş sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat. ”
6. 37. maddesiyle 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 3. Madde şöyledir:
“Ek Madde 3- (Ek: 12/10/2017-7036/37 md.)
Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci ve geçici 9 uncu maddelerine tabi teşebbüs ve bağlı
ortaklıklarda toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında çalışan personel ile bu teşebbüs ve bağlı ortaklıklar
arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına
ilişkin dava ve işler iş mahkemelerinde görülür.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ,
Sayfa 3 /23
Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ,
Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki
HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 28/12/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafından hazırlanan işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 3. Maddesinin (1) numaralı Fıkrasında Yer Alan “...arabulucuya başvurulmuş olması
dava şartıdır” İbaresinin İncelenmesi
1. Genel Açıklama
3. Uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla
uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan uyuşmazlığın çözümüdür. Arabuluculuk
kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri olarak
adlandırılmaktadır.
4. Arabuluculuk 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun
2. maddesinde, sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla
tarafları bir araya getiren, tarafların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin
üretmelerini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm
üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan
tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak
tanımlanmıştır.
5. 6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği şekilde uyuşmazlığın taraflarının
kendilerini yeterince ifade etme imkânı bulduğu ve çözümün bizzat taraflarca üretildiği arabuluculuk
yönteminde arabulucudan beklenen diyalog sürecinin işlerlik kazanmasına ve canlı tutulmasına katkı
sağlamasıdır. Bu şekilde taraflar arasında etkili bir iletişim kurularak her iki tarafın da menfaatlerinin
en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütülen arabuluculuk müzakereleri ile
uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi
amaçlanmaktadır. Arabuluculuk uyuşmazlığın kural olarak aleni olmayan bir ortamda çözümlenmesi
ve gizliliğin sağlanması suretiyle tarafların yıpratıcı olmayan bir süreçte, özellikle 6325 sayılı
Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı şekilde iş ve ticaret sırlarını da koruyarak
uyuşmazlığı çözmelerinin beklendiği bir süreci hedeflemektedir.
6. Arabuluculuk süreci ılımlı, esnek ve mücadeleci olmayan bir yapıda kurgulanmıştır. 6325 sayılı
Kanun’un genel gerekçesinde de tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermelerinin
ve bu şekilde arabuluculuğun toplumsal barışa katkı sağlamasının beklendiği ifade edilmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
7. Dava dilekçesinde özetle, arabulucuya başvuru zorunluluğunun işveren karşısında güçsüz durumda
olan işçileri haklarından vazgeçmeye zorlayarak adaletsizliği artıracağı, kuralın işçinin korunması ve
işçi yararına yorum ilkelerine ters düştüğü, iş hukukuna dair uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurunun
zorunlu olmasının işçinin anlaşmaya zorlanması ve hakkı olandan daha azma razı olması sonucunu
doğuracağı, işçiyi güvencesiz bırakacağı, işçi ve işveren arasında eşitsizliği artıracağı, dava yoluna
başvuru hakkının yargının iş yükünün azaltılması gerekçesiyle ortadan kaldırılamayacağı, kuralın
uyuşmazlık sayısını artıracak nitelikte olup kamu yararını gözetmediği, hak arama hürriyetine ve
mahkemeye erişim hakkına doğrudan müdahale niteliğinde olduğu, kuralla dava hakkının
Sayfa 4 /23
kullanılmasının haksız ve eşit olmayan bir ön koşula bağlandığı, mahkemeler dışında zorunlu olarak
bir uyuşmazlık çözüm yerinin belirlenmesinin iş ilişkileri ve özellikle iş sözleşmesinin feshi yönünden
yargı güvencesini zedelediği, arabuluculuğa başvurmada işçiye özgür iradesiyle hareket etme
imkânının tanınmamasının hak arama hürriyetini engellediği, hakkın özüne dokunan ölçüsüz bir
müdahale olduğu, kuralla yargı yoluna başvurulmadan önce yeni bir zorunlu aşama getirilerek doğal
hâkim ilkesinin sınırlandırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 9., 11.,
13., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
8. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine
dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya
başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu öngörülmüştür. Fıkrada yer alan “...arabulucuya başvurulmuş
olması dava şartıdır” ibaresi iptali istenen kuralı oluşturmaktadır.
9. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçman, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık olan devlettir.
10. Anayasa’nın 9. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce
kullanılacağı öngörülmüştür.
11. Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir./ Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçınamaz.” denilmiştir. Maddeyle güvence altına alman dava yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel
hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını
ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa
uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını
ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı
mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.
12. Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ölçütü gösterilmiştir. Buna
göre, temel hak ve hürriyetler yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı
olarak, özüne dokunulmaksızın, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamak üzere kanunla sınırlanabilir.
13. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan çekirdek alanı
ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi
sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle
getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunmaktadır.
14. Ölçülülük ise, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile sınırlama araçları arasındaki
ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için
seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple, kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek için elverişli, gerekli
ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
15. İptal talebine konu kural kapsamında iş ilişkisinden kaynaklanan ve 7036 sayılı Kanun’un 3.
maddesinde belirtilen iş davaları yönünden dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı
olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan kanuna, bireysel ve toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya
işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarla sınırlı olmak üzere dava açılmadan
önce arabulucuya başvurulması, açılacak davada mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkında inceleme
yapabilmesi için zorunludur. Bu zorunluluğun yerine getirilmemesi hâlinde davanın, dava şartı
Sayfa 5 /23
yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilecektir. Dava şartlarının varlığı yargılamanın her
aşamasında mahkemece resen gözetilecek hususlardandır.
16. Uyuşmazlıkların yargı yetkisi kullanılarak devlet tarafından mahkemeler aracılığıyla çözülmesi
esas olmakla birlikte her uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş
yükünün artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabildiği gibi bu durum
tarafların menfaatlerine de ters düşebilmektedir. Yargı görevinin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi
zorlaştıkça, yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi
çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması da gözetilerek
uyuşmazlıkların çözümü için arabuluculuk gibi yöntemlere başvurulabilmektedir. Esasen anayasal
kurallara uygun olmak şartıyla bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususu kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Ancak kanunların kamu yararının sağlanması
amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi
hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun, hukuki düzenlemelerde kendisine
tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini
gözönünde tutarak kullanması gerekir.
17. İş hukuku alanındaki uyuşmazlıkların olabildiğince hızlı bir şekilde, taraflarca müzakere edilmek
suretiyle anlaşma sağlanarak çözümü, hem işçi hem de işveren lehine iş ilişkilerinin devamını
sağlayabileceği gibi verimliliğin artmasına, çalışma barışının korunmasına ve ülke ekonomisinin
olumlu yönde etkilenmesine de katkı sağlayabilir. İş uyuşmazlıklarının toplum hayatındaki, etkileri
dikkate alındığında uyuşmazlığın tarafların iradesine dayalı dostane yollarla çözümü toplumsal barışın
ve düzenin sağlanması ile kamu düzeninin korunması bakımından oldukça önemlidir. Esasen 7036
sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de belirtildiği üzere işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlığın yapısı
tarafların konuyu müzakere ederek çözmelerine elverişlidir. Bu bakımdan, arabuluculuk kurumunun iş
uyuşmazlıklarının niteliğine ve yapısına aykırı düşmediği söylenebilir.
18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul
edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı
Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm
süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu
belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda
uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin
tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.
Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade
edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında
zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez.
19. Uyuşmazlığın daha kısa sürede, daha az masrafla ve her iki tarafın tatmini sağlanarak yargıya
taşınmadan çözümlenmesi, tarafların uzun sürebilecek yargılama süreçleri ile yıpranmasını
engelleyebileceği gibi mahkemelerin iş yükünü azaltarak yargı teşkilatının daha etkin ve verimli
çalışmasına da hizmet edebilir.
20. Belirtilen nedenlerle dava konusu kuralın kamu yararının sağlanması amacına yönelik olduğu ve
adalet, hakkaniyet ölçütlerine aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
21. Öte yandan Kanun’da arabuluculuk kurumunun, mahkemelerin yerine geçecek bir uyuşmazlık
çözüm yolu olarak düzenlenmediği, mahkemelere ait olan uyuşmazlıkları çözme yetkisinden farklı
olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle dostane bir çözüm yolu olan arabuluculuğun yargılama faaliyeti
veya yargıyla rekabet içinde bulunan bir yöntem olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Arabuluculuğun, yargısal yolların yanında yer alan, yargı yetkisine müdahale etmeden işlerlik kazanan
kendine has bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak düzenlendiği görülmektedir.
22. Bu itibarla kuralın Anayasa’nın 9. maddesinde belirtilen yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız
Sayfa 6 /23
mahkemelerce kullanılacağı yöndeki kurala aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
23. İş hukuku alanındaki bazı uyuşmazlıkların dava yoluyla mahkemeler tarafından esas yönünden
incelenebilmesinin arabulucuya başvurma koşuluna bağlanması, hak arama hürriyeti ve bu kapsamda
mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama niteliğindedir. Bu bakımdan kuralın hakkın özüne
dokunup dokunmadığının ve ölçülülük ilkesine aykırı bir sınırlama olup olmadığının da incelenmesi
gerekmektedir.
24. Arabuluculuğa başvuru zorunluluğunun, kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı
derecede zorlaştıran etkisiz ve sonuçsuz bir sürece neden olmadıkça hak arama hürriyetinin özüne
dokunduğu söylenemez. Dava şartı olmanın bir sonucu olarak arabuluculuğa başvuru bir zorunluluk
arz etmekte ise de bu zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlı olup arabuluculuk sürecinin
işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu açıktır. Taraflar istedikleri zaman süreci
sonlandırabilecekleri gibi, süreç sonunda anlaşmaya varıp varmamak konusunda da tercih hakkına
sahiptirler. Anlaşmaya varılamaması hâlinde ise uyuşmazlığın çözümü için yargı yoluna başvurulması
mümkündür. Bu bakımdan Kanun’un arabuluculuk süreci ve sonucu yönünden taraf iradelerini esas
aldığı görülmektedir.
25. Arabulucuya başvurulmamış olması sebebiyle dava şartı yokluğundan usulden reddedilen bir
davanın dava şartına ilişkin eksikliğin tamamlanmasından sonra tekrar açılması da mümkündür. Bu
yönüyle dava şartının yerine getirilmemesi sebebiyle davanın bir kere usulden reddedilmiş olması
uyuşmazlığın yargı önüne taşınmasını engellememektedir.
26. Diğer taraftan uyuşmazlık çözüm süreci ve dava süreçlerinin uzun sürmesi özellikle işçi
bakımından ciddi hak kayıplarının doğmasına sebebiyet verebilecektir. Arabuluculuğun dava şartı
olduğu iş uyuşmazlıklarında arabuluculukta geçecek süreler 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (10)
numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten
itibaren üç hafta içinde sonuçlandıracak, bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilecektir.
Arabuluculuk sürecinin zorunlu hâller dâhil en fazla dört hafta içinde bitirileceği dikkate alındığında
arabuluculukta geçecek süreler nedeniyle işçilik hak ve alacaklarının elde edilmesinin önemli ölçüde
zorlaştığı ve hakkın elde edilmesi bakımından geçmesi muhtemel sürenin makul kabul edilemeyecek
şekilde uzadığı söylenemez.
27. Benzer şekilde, arabuluculuk sürecinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin dolması veya
dolmak üzere olması dava hakkının kullanılmasının zorlaşmasına veya tamamen engellemesine
sebebiyet verebilecektir. Bu husus dikkate alınarak 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (17) numaralı
fıkrasında arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar
geçen süreçte zamanaşımının duracağı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceği düzenlenmiştir. Bu
durumda arabuluculuğun, zamanaşımı veya hak düşürücü süreler nedeniyle dava hakkının
kullanılmasını olumsuz yönde etkileyeceği de ileri sürülemez.
28. Bu itibarla itiraz konusu kuralın hakkın özünü zedeleyen bir yönünün bulunmadığı ve kural ile
getirilen sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve gerekli olduğu anlaşılmaktadır.
Kanun’da sınırlama aracının sınırlama amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak
yasal güvencelere yer verildiği ve amaç ile araç arasında makul bir dengenin gözetildiği
görüldüğünden kuralda ölçülülük ilkesine de aykırılık bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 9., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 11. ve 37. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
B. Kanun’un 3. Maddesinin (12) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan "...yargılama
giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
 Sayfa 7 /23
30. Dava dilekçesinde özetle, geçerli bir mazeret göstermeksizin arabuluculuk görüşmesine katılmayan
tarafın tüm yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmesinin mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz
bir müdahale olduğu, dava işçinin lehine sonuçlanmış olsa bile işçi lehine hükmedilen ücret veya
tazminatın önemli bir kısmı veya tamamının yargılama gideri olarak ödenmesi sonucunu doğuracak
kuralın işçinin aşırı dava masrafları ile karşı karşıya bırakılmasına ve hakkını aramaktan vazgeçmesine
sebebiyet vereceği, dava açmayı neredeyse imkânsız hâle getiren kuralın hak arama özgürlüğünün
özüne dokunduğu ve ölçülü olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
31. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde taraflardan birinin
geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona
ermesi durumunda toplantıya katılmayan tarafın son tutanakta belirtileceği ve bu taraf davada kısmen
veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulacağı öngörülmüş olup
cümlede yer alan “ ...yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulur ” ibaresi iptali istenen kuralı
oluşturmaktadır.
32. Genel anlamda bir davanın görülmesi ve sonuçlandırılması için yapılan masrafların tamamını ifade
eden yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi hukuki korunma istediğinde haklı
çıkmanın doğal bir sonucudur. Ancak bu durum mutlak olmayıp iyi niyet veya dürüstlük kuralına
aykırılık teşkil eden bazı durumlarda davada haklı çıkan tarafın da yargılama giderlerini ödemekle
yükümlü kılınabileceği kabul edilmektedir. İptali istenen kural da yargılama masraflarının davada
haksız çıkan tarafa yükletilmesi şeklindeki temel kuralın istisnalarından birini teşkil edebilecek
niteliktedir.
33. Kuralın gerekçesi dikkate alındığında tarafların arabuluculuk daveti üzerine dürüstlük kuralları
çerçevesinde ilk toplantıya katılarak bir araya gelmeleriyle ve aralarındaki uyuşmazlığı müzakere
etmeleriyle amaçlananın ortak bir sonuç ve karara varmaları için gerekli ortamın hazırlanması olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca kural mazeret nedeniyle ilk toplantıya katılmama durumunu kapsam dışında
tuttuğundan, sadece keyfi bir şekilde arabuluculuk sürecini sekteye uğratacak davranışları engellemeyi
hedeflemektedir. İptali istenen kuralın da bu nedenle arabuluculuğun ilk toplantısına katılım yönünde
gösterilen iyi niyetli çabayı esas alarak yargılama giderlerinin kime yükletileceğim belirlediği
görülmektedir. Bu yönüyle kuralla uzun ve maliyetli yargılama süreçlerine maruz kalınmaksızın
arabuluculuk yoluyla çözülebilecek bir meseleyi baştan reddederek uyuşmazlığın çözümünün
gecikmesine ve gereksiz giderler yapılmasına neden olan tarafın bu davranışına yargılama
giderlerinden sorumlu tutulma sonucunun bağlanarak arabuluculuk kurumuna işlerlik kazandırılmak
istendiği anlaşılmaktadır. Anılan amaç uyuşmazlıkların en kısa sürede ve en az masrafla
sonuçlandırılması biçimindeki anayasal ilkeyle uyumlu olup kuralın bu amaca ulaşma yönünden
gerekli, elverişli ve orantılı olmadığı söylenemez.
34. Öte yandan geçerli bir mazeret göstermeksizin arabuluculuğun ilk toplantısına katılmama hâli
yalnızca açılacak davada arabuluculuk ücreti de dâhil tüm yargılama giderlerinden sorumluluk
sonucunu doğurmakta olup ilk toplantıya mazeretsiz katılmayan tarafın yargı yoluna başvurmasına
engel bir durum bulunmamaktadır.
35. Bu yönleriyle dava şartı olarak arabuluculuk kurumunun işlerliğini sağlamayı amaçlayan iptal
istemine konu kuralın hak arama hürriyetinin özüne dokunan bir nitelik taşımadığı ve ölçüsüz bir
sınırlama olmadığı açıktır.
36. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu
Sayfa 8 /23
görüşe katılmamışlardır.
C. Kanun’un 3. Maddesinin (12) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan .. yargılama
giderleri... ” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
37. Dava dilekçesinde özetle, taraflardan her ikisinin mazeretsiz olarak arabuluculuk toplantısına
katılmaması dolayısıyla arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi hâlinde açılacak davada yargılama
giderlerine nasıl hükmedileceğim düzenleyen kuralın 7036 sayılı Kanun’un
3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...yargılama giderinin tamamından
sorumlu tutulur ” ibaresi için ifade edilen aynı gerekçelerle Anayasa’ya aykırılık oluşturacağı
belirtilerek Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
38. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde her iki tarafın da
ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda
tarafların yaptıkları yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılacağı öngörülmüş olup cümlede yer
alan “ ...yargılama giderleri... ” ibaresi iptali istenen kuralı oluşturmaktadır.
39. Dava konusu kural Kanun’un 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki kuralla
benzer mahiyette olup anılan kuraldan farklı olarak taraflardan birinin değil her ikisinin de geçerli bir
mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması hâlinde yaptıkları yargılama giderlerinin kendi
üzerlerinde bırakılmasını düzenlemektedir.
40. Bu kapsamda, ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiaları, Kanun’un 3. maddesinin (12) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinin incelendiği bölümde belirtilen gerekçelerle yerinde görülmemiştir.
41. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu
görüşe katılmamışlardır.
Ç. Kanun’un 3. Maddesinin (14) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
42. Dava dilekçesinde özetle, yargılama faaliyeti olmayan arabuluculuğun dava şartı olarak kabul
edilmesinin onun niteliğini değiştirmediği, arabuluculuk ücretinin yargılama gideri olarak kabul
edilmesinin iş ve işçi alacakları dolayısıyla açılacak davaları oldukça masraflı hâle getireceği,
ekonomik yönden zayıf durumda olan işçinin davayı kaybetmesi veya davayı kazanmasına rağmen
arabuluculuk görüşmelerine katılmamış olması sebebiyle tüm yargılama giderlerinin yanı sıra
arabuluculuk ücretini de ödemek zorunda bırakılmasının ek külfet niteliğinde olduğu, kuralın işçiyi
korumadığı ve kamu yararı amacı taşımadığı, dava açmayı zorlaştırdığı, mahkemeye erişim hakkının
özünü zedelediği, demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 5.,
9., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
43. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (14) numaralı fıkrasının ilk iki cümlesinde, arabuluculuk
faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki
saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarının
Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi’nin (Tarife) Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden
Sayfa 9 /23
ödeneceği; iki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati
aşan kısma ilişkin ücretin aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarife’nin Birinci Kısmına
göre karşılanacağı düzenlenmiştir. (14) numaralı fıkranın iptal istemine konu kuralı düzenleyen üçüncü
cümlesinde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde Adalet Bakanlığı
bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücretinin yargılama giderlerinden sayılacağı
öngörülmüştür.
44. Arabuluculuk ücreti uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak
amacıyla arabulucuya sarf ettiği emek ve mesainin karşılığı olarak ödenecek tutarı ifade etmektedir.
7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen iş davaları yönünden
arabuluculuğa başvurulması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Buna göre açılacak davanın görülmesi ve
uyuşmazlığın esas yönünden incelenerek davanın sonuçlandırılması, öncesinde arabulucuya
başvurulmuş olması şartına bağlanmıştır. Arabuluculuğun belirtilen iş davalarındaki işlevi ve
yargılama sürecindeki fonksiyonu dikkate alındığında arabuluculuk ücretinin yargılama gideri
sayılmasının makul bir temele dayanmadığı ileri sürülemez. Öte yandan, arabuluculuk ücretinin,
arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamaması hâlinde uyuşmazlığın değerinden bağımsız
olarak Tarife’nin Birinci Kısmına göre maktu olarak belirleneceği dikkate alındığında arabuluculuk
ücretinin açılması muhtemel davadaki yargılama giderlerini aşırı ve katlanılamaz derecede masraflı
hâle getireceği de söylenemez.
45. Arabuluculuk yöntemi ile yargılama harç ve masraflarına gerek kalmaksızın uyuşmazlığın dava
sürecinden daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesi mümkün olabilir. Yine, uyuşmazlık
çözümlenememiş olsa dahi arabuluculuk sürecindeki karşılıklı iletişim, ihtilaflı konuların
somutlaştırılmasına ve kapsamının daraltılmasına katkı sunabileceğinden bundan sonra açılacak
davalarda süreden ve yapılması muhtemel yargılama masraflarından tasarruf sağlayabilir. Bu bakımdan
uyuşmazlık çözümüne ilişkin tüm süreç ile arabuluculuğun anılan fonksiyon ve mahiyeti
gözetildiğinde arabuluculuk ücretinin yargılama gideri sayılmasının makul ve meşru bir temelinin
bulunduğu, bunun hak arama özgürlüğünün kullanımını ciddi bir şekilde zorlaştırıp amacına
ulaşmasına ve ölçüsüz bir şekilde sınırlandırılmasına neden olmadığı anlaşılmaktadır.
46. Öte yandan iptali istenen kuralla işçinin korunmadığına, kamu yararı amacının bulunmadığına ve
ekonomik yönden zayıf durumda olan işçiye ek külfet getirildiğine yönelik Anayasa’ya aykırılık
iddiaları, Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...arabulucuya başvurulmuş olması
dava şartıdır” ibaresinin incelendiği bölümde belirtilen gerekçelerle yerinde görülmemiştir.
47. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin
reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 5. ve 9. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
D. Kanun’un 11. Maddesiyle 4857 Sayılı Kanun’un 20. Maddesinin Değiştirilen Birinci Fıkrasının
Birinci Cümlesinde Yer Alan "... arabulucuya başvurmak zorundadır” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
48. Dava dilekçesinde özetle, tarafların sosyal ve ekonomik yönden eşit olmadığı iş ilişkilerinde
zorunlu arabuluculuk sürecinin güçlü tarafın egemenliği ele alması ile zayıf taraf yönünden baskı
aracına dönüşebileceği, işçi işveren arasındaki uyuşmazlık yönünden işverenin işçiye oranla daha fazla
bilgiye sahip olduğu, süreç içerisinde işçinin işe iade hakkı yerine hak tutarı üzerinden pazarlığa
zorlanacağı, işçinin yargı yolunu doğrudan kullanmasının kısıtlanması ve yargı yolu için ön şart
getirilmesinin iş akdinin feshinde yargı güvencesini zedeleyeceği, kuralın yargı yolu ve kanuni hâkim
ilkesi ile hak arama hürriyetini sınırlandırdığı belirtilerek Anayasa’nın 9., 36. ve 37. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Sayfa 10 /23
49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. Ve 13. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
50. 7036 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin değiştirilen birinci
fıkrasının birinci cümlesinde, iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği
veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden
itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya
başvurmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Birinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan “...arabulucuya
başvurmak zorundadır” ibaresi iptali istenen kuralı oluşturmaktadır.
51. İptali istenen kural Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki kuralın işe iade davaları
yönünden tekrarı mahiyetindedir. Kuralın yer aldığı Kanun’un 11. maddesi işe iade yönünden fesih
bildirimi ve itiraz usulünü düzenleyen 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesini, dava şartı olarak
arabuluculuğu düzenleyen Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla uyumlu hâle getirmeyi
amaçlamaktadır.
52. Bu kapsamda kural, Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...arabulucuya
başvurulmuş olması dava şartıdır” ibaresinin incelendiği bölümde belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın
2., 9., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 37. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
E. Kanun’un 12. Maddesiyle 4857 Sayılı Kanun’un 21. Maddesine Eklenen Dördüncü Fıkrada Yer
Alan “...dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak ...” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
53. Dava dilekçesinde özetle, iptali istenen kuralla işe iade davalarında boşta geçen süreye ilişkin ücret
ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatının belirlenmesinde iş sözleşmesinin feshinin kesinleştiği
tarihteki ücret esas alınarak hesaplama yapılacağı yönündeki yerleşmiş kuralların işçi aleyhine
değiştirildiği, dava tarihi ile işe başlatılmama hâlinde iş sözleşmesinin feshinin kesinleştiği tarih
arasında geçen sürede iş yerinde toplu sözleşme yoluyla kazanılan haklardan veya işçinin emsallerine
uygulanan ücret zamlarından iş sözleşmesi haksız yere feshedilen işçinin yararlanamamasına sebebiyet
veren kuralın iş güvencesi ile işçinin korunması ve işçi yararına yorum ilkelerini zedelediği, işçilerin
haksız olarak işten çıkarılmasını kolaylaştırdığı belirtilerek Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
54. Kanun’un 12. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesine eklenen dördüncü fıkrada mahkeme
veya özel hakemin, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer
hakları, işçinin dava tarihindeki ücretini esas alarak parasal olarak belirleyeceği öngörülmüş olup
fıkrada yer alan "... dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak... ” ibaresi iptali istenen kuralı
oluşturmaktadır.
55. 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinde işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesinin işveren tarafından
geçersiz sebeple feshinin sonuçları düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, işverence geçerli
sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığının mahkeme veya özel hakem tarafından
tespit edilerek iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine karar verilmesi hâlinde, işverenin, işçiyi bir ay
içinde işe başlatmak zorunda olduğu, aksi durumda işverenin işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz
aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü bulunduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında
mahkeme veya özel hakemin iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe
başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarını da belirleyeceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü
Sayfa 11 /23
fıkrasında ise kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar
doğmuş olan ücret ve diğer haklarının da ödeneceği öngörülmüştür.
56. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar
içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun
koyucunun, hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet,
hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir.
57. Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle
bağlıdır. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.
Elverişlilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik getirilen kuralın
ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen
amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak
istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
58. İşçi ve işveren ilişkisinin korunması ile bu ilişkinin zarar görmeden devamlılığının sağlanması
bakımından açılacak davalara ilişkin tüm süreçlerin mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması
önemlidir. Kanun koyucunun işe iadeye ilişkin talep ve davalarda süreleri ayrıca düzenlediği ve hak
düşürücü nitelikteki bu sürelerin kısa tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan iş sözleşmesi feshedilen
işçinin yazılı olarak yapılan fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle
arabulucuya başvurmak zorunda olduğu, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması
hâlinde iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceği düzenlenmiş; davanın ivedilikle
sonuçlandırılacağı, karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesince
ivedilikle kesin olarak karar verileceği ve feshin geçersizliğine karar verilmesi hâlinde ise işverenin
işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Yapılacak yargılamanın basit yargılama
usulüne göre yürütüleceği de dikkate alındığında kanun koyucunun işe iade kapsamında yapılacak
yargılamanın ve sürecin mümkün olan en kısa sürede kesin olarak sonuçlandırılmasını hedeflediği
anlaşılmaktadır.
59. İptali istenen kuralın gerekçesinde, uygulamada işe iade kararı veren mahkemenin boşta geçen
süreye ilişkin ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatını ay esaslı olarak belirlediği, işe iade
kararma dayanarak işe başlamak isteyen işçinin işe başlatılmaması durumunda kararda ay esaslı olarak
belirlenen alacak ve tazminatın tahsili için ikinci bir dava açmasının gerekli olduğu ifade edilmiştir.
İşçi bakımından mahzurları olan bu durumun önüne geçmek ve yargının iş yükünü azaltmak amacıyla
mahkemenin belirtilen alacak ve tazminatı parasal olarak belirlemesinin öngörüldüğü, işe başlatılmama
durumunda parasal olarak belirlenen miktarın tahsili için doğrudan icra takibine geçilebilmesine olanak
tanındığı, yine tazminat, ücret ve diğer hakların dava tarihindeki ücret esas alınarak belirlenmesi kabul
edilerek uygulama sorunlarının önüne geçilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
60. Boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer hakların ödenmesi ile işe başlatmama tazminatının feshin
geçersizliğine karar verildiğinde kararı veren mahkeme veya özel hakem tarafından belirlenerek
ödeneceğine ilişkin hükümler 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ilk üç fıkrasında düzenlenmiş olup
bu kuralların emredici nitelikte bulunduğu yine aynı maddenin son fıkrasında ifade edilmiştir. Bu
bakımdan iptali istenen kuralın, emredici nitelikte düzenlenen boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer
haklar ile işe başlatmama tazminatının hangi esaslara göre ne şekilde hesaplanacağına ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır.
61. Açılan işe iade davasında feshin geçersizliğinin tespiti ile birlikte işçinin işe başlatılmaması hâlinde
ödenecek tazminat, ücret ve diğer hakların parasal olarak belirlenmesi, işverence işçinin işe
başlatılmadığının tartışmasız olduğu veya işverenin seçimlik hakkını tazminat ödeme yönünde
kullanmak isteğinin açık olduğu durumlarda, daha önce yargı kararları doğrultusunda süre olarak zaten
belirlenmiş olan tazminat, ücret ve diğer hakların miktarının belirlenmesi için ikinci bir davanın
açılmasını önleyebilecektir. Yeniden dava açılması şeklinde işçi aleyhine gelişen uygulamayı ortadan
kaldırmayı, işe iade kaynaklı yargılama sürecinin bir an önce sonuçlandırılmasını ve mahkemelerin iş
yükünün de azaltılmasını hedefleyen kuralın işçinin korunmasını ve kamu yararını amaçlamadığı
 Sayfa 12 /23
söylenemez.
62. Daha önce zaten ay esaslı olarak belirlenmiş bulunan alacak ve tazminatın bu kez bedel olarak
belirlenmesi için işçi tarafından yeniden dava açılması zorunluluğunu ortadan kaldıran, bunun bir
sonucu olarak da anılan tazminatlar ve haklar yönünden dava tarihindeki ücretin esas alınmasını
öngören kuralın işçilik hak ve alacaklarının tahsilini ve buna ilişkin süreci işçi lehine kolaylaştıracağı
ve hızlandıracağı açıktır. İşe iade davaları ile bu kapsamda kalan uyuşmazlıkların kanunda belirtilen
süreler içinde ve ivedilikle bir an önce sonuçlandırılmasının yaratacağı işçi ve kamu yararı dikkate
alındığında, dava tarihi ile sözleşmenin feshedilmiş sayılacağı tarih arasında geçmesi muhtemel
sürenin iş ilişkisindeki ekonomik dengeyi işçi aleyhine katlanılamaz derecede bozacağından da söz
edilemez. Bu kapsamda kuralın düzenlenme amacına ulaşılması yönünden elverişli, gerekli ve orantılı
olmadığı söylenemez.
63. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
F. Kanun’un 13. Maddesiyle 4857 Saydı Kanun’un 91. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasında Yer
Alan "... iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla ...” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
64. Dava dilekçesinde özetle, iptali istenen kuralla işten çıkardan işçilerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığına sorunlarını ve şikâyetlerini iletme haklarının ellerinden alındığı, işçinin hakkını korumak
için yargı dışında oluşturulmuş, işçinin bilgilendirilmesini sağlayan ve yargı yoluna başvurulması
hâlinde hâkim için de ön inceleme anlamına gelen sistemin iş ilişkisinin devamı şartına bağlandığı,
değişikliğin dilekçe hakkına makul olmayan bir sınırlama getirmek suretiyle idari mercilere başvuru
hakkını kısıtladığı, işçinin iş ilişkisi sonlanmış olsa dahi idari makamlarca tespit edilen işyerindeki
kanuna aykırı uygulamaların idari yaptırım uygulanması suretiyle sonlandırılmasının işyerinde
çalışmaya devam eden diğer işçilere fayda sağlayacağı, kuralın devletin çalışma hakkını ve çalışma
barışını zedeleyici bütün uygulamalara karşı etkin koruma önlemleri alma göreviyle çeliştiği
belirtilerek Anayasa’nın 49. ve 74. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
65. Çalışma hayatının denetimine ilişkin olarak devletin yetkisini düzenleyen 4857 sayılı Kanun’un 91.
maddesinin birinci fıkrasında devletin, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izleyeceği,
denetleyeceği ve teftiş edeceği düzenlenmiş olup bu ödevin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına
bağlı ihtiyaca yetecek sayı ve özellikte teftiş ve denetlemeye yetkili iş müfettişlerince yapılacağı
belirtilmiştir.
66. 7036 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile değişiklik yapılan 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin
ikinci fıkrasında, işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin
başvuruları üzerine, iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla birinci fıkra hükmü uyarınca işlem
yapılabileceği öngörülmüş olup fıkrada yer alan “...iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla... ” ibaresi
iptali istenen kuralı oluşturmaktadır.
67. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinde ise çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş
müfettişleri tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli oldukları, iş müfettişleri
tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı
taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebileceği, iş mahkemesinin kararma
karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabileceği
düzenlenmiştir.
68. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş; devlete,
çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri
korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma
 Sayfa 13 /23
barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almak ödevi verilmiştir.
69. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesi kapsamında kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan
işçi veya işveren alacağı ve tazminatına ilişkin olarak açılacak davalarda arabulucuya başvurulmuş
olması dava şartı olarak öngörülmüştür. Bu şekilde iş uyuşmazlıklarının makul süreler içerisinde, daha
az masrafla, kesin ve nihai olarak çözümlenmesi amaçlanmıştır. Kanun koyucunun bu kuralın bir
uzantısı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüklerinin iş sözleşmesi fiilen sona
eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikâyetleri
inceleme yetkisini kaldırdığı ve bunun yerine iş sözleşmesi sona eren işçilerin doğrudan arabuluculuğa
başvurmaları yönünde düzenleme yaptığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, işçilerin bireysel alacakları
yönünden zararlarının giderilmesi için arabuluculuğa başvuru suretiyle çözüm arayışının kabulü ve bu
yönde düzenleme yapılması kanun koyucunun takdirinde olup arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlık
çözümünün idari yönden yapılan incelemeden daha az güvenceli olduğu söylenemez.
70. Öte yandan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden
doğan bireysel alacaklara ilişkin şikâyetleri inceleme yetkisi yalnızca iş sözleşmesi fiilen sona eren
işçiler yönünden kaldırılmaktadır. Kuralın 4857 sayılı Kanun’un
91. maddesinin birinci fıkrası kapsamında devletin etkili bir iş denetimi sağlama, izleme, denetleme ve
teftiş etme ödevlerini kısıtlayan bir yönü bulunmamaktadır. Bu bakımdan, kural çalışma hakkını
sınırlayan veya devletin, çalışma hayatını geliştirme, çalışanları koruyucu ve çalışma barışını sağlayıcı
tedbirleri alma yükümlülüğüne aykırı bir düzenleme olarak nitelendirilemez.
71. Bu kapsamda kuralın, işçiyi kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacakları
yönünden güvencesiz bırakan bir yönü olmadığı gibi devletin çalışma hayatını denetleme yetkisini
sınırlayan bir yönü de bulunmamaktadır.
72. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 49. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 74. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
G. Kanun’un 15. Maddesiyle 4857 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 3. Maddenin Birinci Fıkrasında Yer
Alan "... beş yıldır” İbaresinin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
73. Dava dilekçesinde özetle, kuralın kamu yararı taşımadığı, işvereni korumak amacıyla getirildiği, iş
hukukuyla ilgili alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin kısaltılmasının işçinin korunması ve işçi
yararına yorum ilkelerine aykırı olduğu, kuralla işten çıkarılma kaygısıyla bazı hak ve alacaklarını
ancak iş ilişkisi sona erdikten sonra talep etme imkânı bulan işçinin hak arama hürriyetinin ölçüsüz bir
şekilde sınırlandırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
74. Kanun’un 15. maddesi ile 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddede, iş sözleşmesinden
kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun yıllık izin ücreti ile kıdem tazminatı, iş
sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat, kötüniyet tazminatı ve iş
sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat taleplerinde
zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu öngörülmüş olup maddede yer alan “...beşyıldır” ibaresi iptali
istenen kuralı oluşturmaktadır.
75. Zamanaşımının amacı gözönünde tutularak talebin niteliği ve önemi ile borçlu ve alacaklıların
durumlarına göre zamanaşımı sürelerinin belirlenmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.
Ancak, kanun koyucunun anılan takdir yetkisini Anayasa’nın 36. maddesinde öngörülen hak arama
hürriyetinin gereklerine uygun olarak kullanması gerekir.
Sayfa 14 /23
76. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan
yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkının bulunduğu
belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel
hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını
ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
77. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alman hukuk devletinin en önemli gereklerinden biri
kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Yıllık izin ücreti ile iş sözleşmesinin feshinden
kaynaklanan tazminatların alacaklısını belirli bir süre ile sınırlandıran zamanaşımı süresi, borçlunun
sürekli olarak dava tehdidi altında kalmasını önlemeye ve dolayısıyla hukuki istikrar ile hukuki
güvenliği sağlamaya yönelik bir işlev görmektedir. Bu yönüyle dava konusu kuralda zamanaşımı süresi
öngörülmesiyle hak arama hürriyetine bir sınırlama getirildiği görülmekte ise de bu sınırlamanın
hukuki istikrar ve güvenliğin sağlanmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.
78. İptali istenen kuralda öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresi, işçinin talepte bulunma ve dava açma
hakkını bütünüyle ortadan kaldırmamakta, yalnızca iş sözleşmesinin feshine bağlı tazminatlar
yönünden 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki genel
düzenleme uyarınca on yıl olarak uygulanan zamanaşımı süresini beş yıl ile sınırlamaktadır. Bu
nedenle kuralın hak arama hürriyetinin özüne müdahale eden bir yönünün bulunmadığı açıktır.
79. İş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren başlayan beş yıllık sürenin gerekli hazırlıkların
yapılabilmesi ve dava hakkının kullanılabilmesi bakımından yeterli ve makul bir süre olduğu dikkate
alındığında kuralın ölçülülük ilkesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı görülmektedir.
80. Öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde kanunların kamu yararı
gözetilerek çıkarılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu
yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla
yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı
yönündeki değerlendirmeler ise anayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.
81. Dava konusu kuralın "... yapıları bir fesih sebebiyle on yıl boyunca dava tehdidi ile karşı karşıya
kalınmasının yeni yatırımlar yapılması konusunda işverenlerin cesaretini kırdığı ve ekonomik anlamda
önünü görme ve plan yapma konusunda sıkıntılar yaşanmasına sebep olduğu ... sürenin kısaltılmasının,
işçinin yeni iş bulma ve geleceğini planlamasına katkı sağlayacağı ve feshe bağlı alacağını talep etmek
konusunda bir an önce harekete geçmesinin lehine olan delillerin korunmasına yardımcı olacağı ... işçi
ve işveren arasındaki uyuşmazlığın olabilecek en kısa sürede çözümlenmesinin sosyal barışa katkı
sağlayacağı...” şeklindeki gerekçesi dikkate alındığında kamu yararını amaçlamadığı söylenemez. Bu
konuda yapılacak değişikliklerle kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususu ise yerindeliğe
ilişkin olup anayasa yargısı denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.
82. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında iş sözleşmesinin feshine bağlı alacakların
zamanaşımı süresini beş yıl olarak belirlemesinin hukuk devleti ilkesine ve hak arama hürriyetine
aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
83. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin
reddi gerekir.
Ğ. Kanun’un 37. Maddesiyle 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) Eklenen Ek 3.
Maddenin İncelenmesi
1. İptal Talebinin Gerekçesi
84. Dava dilekçesinde özetle, iptali istenen kuralın teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda kapsam dışı statüde
çalışan personelin hâlihazırdaki statüsü ile doğrudan ilişkili olduğu, Anayasa’nın 128. maddesi
Sayfa 15 /23
kapsamında teşebbüs ve bağlı ortaklıklar bünyesinde asli ve sürekli görevleri yapan personelin kamu
görevlisi vasfı taşıdığı, bu personelin iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan hukuk
uyuşmazlıklarının idari yargıya tabi olduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi
kararlarının bulunduğu, Anayasa’ya aykırı olarak yargı yerinin değiştirildiği belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 128. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
85. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2., 37., 125. ve 155.
maddeleri yönünden de incelenmiştir.
86. 7036 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle 399 sayılı KHK’ya eklenen ek 3. maddede, KHK’nın ek 1. ve
geçici 9. maddelerine tâbi teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında çalışan
personel ile bu teşebbüs ve bağlı ortaklıklar arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan
doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin dava ve işlerin iş mahkemelerinde görüleceği
öngörülmüştür.
87. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında, "Devletin, kamu İktisadi teşebbüsleri ve diğer
kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür." denilmektedir.
Bu hüküm uyarınca genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden
asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur.
88. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolu açıktır. 155. maddesinin birinci fıkrasında da “Danıştay, İdari mahkemelerce verilen ve
kanunun başka bir İdari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’nın 37. maddesinde ise “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne
çıkarılamaz” denilmiştir.
89. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere tarihsel gelişime paralel olarak
Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idari
mahkemeler yetkili kılınmıştır. Bu nedenle idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel
hukuk ve ceza hukuku alanına giren konularda adli yargı görevli bulunmaktadır. Bu durumda idari
yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda
kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. İdari bir
uyuşmazlığın çözümü, ancak haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu
tarafından adli yargıya bırakılabilir.
90. İptali istenen kuralda, 233 sayılı KHK kapsamında bulunmakla birlikte teşebbüs ve bağlı
ortaklıklardaki personel rejimini düzenleyen 399 sayılı KHK kapsamında bulunmayan teşebbüs ve
bağlı ortaklıklarda, toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında çalışan ve genel olarak “kapsam dışı personel”
olarak da adlandırılan personel ile teşebbüs ve bağlı ortaklık arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden
ve kanundan doğacak her türlü hukuki uyuşmazlığın iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir.
91. Kuralda belirtilen personel Anayasa’nın 128. maddesinde belirtildiği şekilde devletin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri
yerine getiren memurlar veya diğer kamu görevlileri kapsamında bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin 7/6/2005 tarihli ve E.2004/12, K.2005/35 sayılı kararında, İş Kanunu kapsamında
çalışan kapsam dışı personel dâhil olmak üzere işçiler ile kısmi zamanlı çalışan sözleşmeli personelin
istihdamında akdi bir durum bulunduğu ve bu kişilere ödenecek ücretin belirlenmesinde tarafların
serbest iradeleri ile gerçekleştirdikleri akitlerin esas olduğu belirtilerek bu kişilerin Anayasa’nın 128.
maddesine göre devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri
yürüten ve bir kadro işgal eden personelden farklı statüde oldukları ifade edilmiştir. Benzer şekilde,
 Sayfa 16 /23
Anayasa Mahkemesinin 15/3/2007 tarihli ve E.2006/52, K.2007/27 sayılı kararında da 4857 sayılı
Kanun’a tâbi olarak çalışan kapsam dışı personelin nakledildikleri andan itibaren kamu görevlisi
statüsü kazanacakları vurgulanmak suretiyle bu kişilerin kapsam dışı personel statüsünde bulundukları
süreçte kamu görevlisi olmadıklarına işaret edilmiştir.
92. Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda sendikalarla işveren arasında akdedilen toplu iş sözleşmesi
hükümlerinden yararlanamaması sebebiyle kapsam dışı personel olarak adlandırılan işçi statüsündeki
personelin iş kanunları kapsamında özel hukuk hükümlerine tabi iş sözleşmeleriyle çalıştığı, kapsam
dışı personelin toplu iş sözleşmesi sistemi içinde gelişen bir kavram olarak hukuki niteliği itibariyle
işçi statüsünde bulunduğunun iş hukuku öğretisinde genel olarak kabul edildiği dikkate alındığında
kapsam dışı personelin kamu personeli olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, kapsam dışı
personel ile teşebbüs ve bağlı ortaklıklar arasında iş ilişkisi nedeniyle doğan uyuşmazlıkların adli yargı
mercilerinin görevi kapsamına alınmasının yukarıda ifade edilen ilkelere aykırı bir yönünün
bulunmadığı anlaşılmaktadır.
93. İş mahkemeleri, iş hukuku alanındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevli, ihtisaslaşmış adli yargı
mahkemeleridir. Bu bakımdan, iptali istenen kural kapsamında kalan uyuşmazlıkların niteliği
gözönünde bulundurulduğunda uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevlendirilmesinde
Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
94. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 37., 125., 128. ve 155. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
95. Dava dilekçesinde özetle, iptali talep edilen kuralların, giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacağı belirtilerek yürürlüklerinin durdurulması talep edilmiştir.
12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun;
A. 3. maddesinin;
1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “...arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır ” ibaresine,
2. (12) numaralı fıkrasının;
a. Birinci cümlesinde yer alan “...yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresine,
b. Üçüncü cümlesinde yer alan “...yargılama giderleri... ” ibaresine,
3. (14) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,
B. 11. maddesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin değiştirilen birinci
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...arabulucuya başvurmak zorundadır ” ibaresine,
C. 12. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan "... dava
tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak...” ibaresine,
Ç. 13. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “...iş
sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla... ” ibaresine,
D. 15. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddede yer alan “...beş yıldır ” ibaresine,
E. 37. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Karamame’ye eklenen ek 3. maddesine,
 Sayfa 17 /23
yönelik iptal talepleri, 11/7/2018 tarihli, E.2017/178, K.2018/82 sayılı kararla reddedildiğinden bu
madde, cümle ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 11/7/2018 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun;
A. 3. maddesinin;
1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “...arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2. (12) numaralı fıkrasının;
a. Birinci cümlesinde yer alan “...yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresinin,
b. Üçüncü cümlesinde yer alan “...yargılama giderleri... ” ibaresinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. (14) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B. 11. maddesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin değiştirilen birinci
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...arabulucuya başvurmak zorundadır” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C. 12. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesine eklenen dördüncü fıkrada yer alan “...dava
tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Ç. 13. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasında yer alan “...iş
sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D. 15. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddede yer alan “...beş yıldır” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E. 37. maddesiyle 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen ek 3. maddenin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11/7/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının, taraflardan birinin
geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona
ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya
tamamen haklı çıksa bile YARGILAMA GİDERİNİN TAMAMINDAN SORUMLU TUTULUR
Sayfa 18 /23
şeklindeki birinci cümlesinde yer alan “yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresi ile
üçüncü cümlede yer alan “yargılama giderleri” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptalleri
istenmiştir.
Davacı dilekçesinde, mahkemeye erişim hakkının sınırlanabilir bir hak olduğunu kabul ile birlikte
kural içeriğinin hakkın özünü zedelediğini meşru bir amaç izlemediğini, başvurucu üzerinde ağır bir
yük oluşturduğunu ifade etmiş, hukuk yargılama usulünde kanunda yazılı haller dışında aleyhine karar
verilen taraftan yargılama giderlerinin alındığını, kısmen haklılıkta giderlerin oransal paylaştırıldığım,
davayı gereksiz uzatan ve gider yapılmasına sebep oluştuğunda ise lehine karar verilmiş bile olsa
yargılama giderinden sorumlu tutulabileceğine karar verildiği gözetildiğinde düzenleme hak arama
özgürlüğünün kullanılmasının önünde ek külfet yaratan ekonomik bir engel niteliği taşıdığını,
arabuluculuk görüşmesine katılmayan tarafın gereksiz yere dava açılmasına sebep olduğunu
varsayarak lehe dahi sonuçlansa katılmayan aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinin ölçüsüz ve
mahkemeye erişim hakkının önünde bir engel olduğu ifade edilmiştir.
Mahkememiz kural hakkında, oyçokluğu ile verdiği 11/7/2018 tarihli kararında, kuralın arabuluculuk
kurumuna işlerlik sağlamayı amaçladığını bu nedenle hak arama hürriyetini ortadan kaldırmadığı veya
özüne dokunan ölçüsüz bir sınırlama niteliği olmadığını söylemiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğünün sınırlama sebebi öngörülmemiş ise de bu hakkın
mutlak olmayıp doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu Anayasa’nın 13. maddesinde yer
alan güvencelere aykırı olmamak kaydı ile Mahkememizin de kabulüdür.
Bu güvencelerin en çok kullanılanlarından biri ise ölçülülük yani Devletin sağlayacağı kamu yararı ile
bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki dengeyi gözetme ilkesidir.
Bir hakkın kullanılması önüne konan sınırlama sebebinin bizatihi bir ihlal oluşturmaması ve uygun
güvenceleri beraberinde getirmesi zorunludur.
AİHM kararlarında, yargılama giderleri ile bireyin mahkeme kanalı ile iddiasını ispat etme menfaati
arasında iyi bir denge sağlanmasını zorunlu görmüştür. Bu kapsamda yüksek yargılama giderlerinin
hakkın özünü zedelediğine ve ölçüsüz bir sınırlama getirdiğine ilişkin kararlar mevcuttur.
Ülkemizde yargılama usulünün temelini oluşturan hukuk yargılama usulü yasasındaki tüm ilkelerde
yargılamada giderleri kaybedenin ödeyeceğini, davada haklılık payı paylaştırılıyorsa giderlerin de
oransal olarak paylaşılacağı ve gereksiz yere davayı uzatan ve gider yapılmasına sebebiyet verenin
haklı dahi çıksa giderin tamamı veya kısmını ödemeye mahkum edilebileceği temel alınmakta ve
uygulanmaktadır.
Yasa ile bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi ve işveren alacağı ve tazminatın ve işe iade
davası ile açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava şartı sayılmıştır. Bu süreçte, emeğinden
başkaca sermayesi olmayan asgari ya da az üstünde ücretle çalışan kişi oldukları nedeniyle, sosyal
barışı sağlama ve sosyal hukuk devleti olma amacına dönük olarak emek-sermaye dengesini kurmak,
güçlü yanında güçsüzü korumak, sosyal riskleri üstlenmek gayretlerinin var olduğu ortamda, iptali
istenen kural ile iş yargılama hukukunda egemen olan işçinin korunması ve işçi lehine yorum ilkesi
işlevselliğinin korunup korunmadığı veya devam edip etmediğinin veya ölçüsüz bir sınırlamaya
uğrayıp uğramadığının da düşünülmesi zorunludur.
Bu nedenlerle ülkemizde iş hukuku ve yargısı özgün bir hukuk dalı haline gelmiş ve diğer hukuk
dallarından ayrışmıştır. O halde Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan demokratik hukuk düzeni bu
alanda iptal istemine konu karar, gerekçemizde yer alan arabuluculuk kurumuna “işlevsellik”
sağlamayı amaçlamak gibi yerindelik ifade eden bir gerekçe ile karşılanmamak, bu özgün alan
değerlendirilmeli, kamu yararı taşıyan amaç ile hakka getirilen yaptırım nitelikli müdahalenin doğru
bir araç olup olmadığı tartışılmalıdır, amaç bu kurumu işlevsel kılmak ise, amaca erişmeyi güçleştiren
müdahalenin de Anayasaya aykırı olduğunun kabulü gözden uzak tutulmamalıdır.
Sayfa 19 /23
Arabuluculuk kurumu, düzenleme ile işçi ve işveren yönünden bir zorunluluktur. Bu halde işçi
doğrudan işverenin karşısına çıkarılmak durumunda kalmakta, güç yönünden eşit konumda olmayan
taraflar arasında görülen uyuşmazlığın bir an önce sonuçlanmasının beklenilmesi, işçinin elde edeceği
ekonomik olarak para/fayda teorisi karşısında onu yüksek gereksinimi nedeniyle uzlaşma ve
anlaşmanın objektif bir bilirkişice belirlenecek işçiyi alacağından işverence teklif edilecek daha azı bir
meblağı kabule yönelttiği yapılan ampirik çalışmalar olduğu araştırmalar sonucunda açıklanmıştır.
Ayrıca iptali istenen düzenlemenin gerekçesinde yer alan yargının iş yükünün azalacağı, uyuşmazlığı
sulh ve uzlaşma içinde çözüleceği değerlendirmesinin gerçeğe uygun düştüğü temel hakların nitelikleri
ile de uygun olduğu söylenemez.
Hak arama özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerde gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların
korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bunlardan biriside mahkemeye erişim hakkıdır.
Bu çerçevede oluşan Anayasal hükümler, iş hukuku mevzuatı ve arabuluculuk kurumu ve kurumun
meşru amacı birlikte, iptali istenen yargılama giderinden sorumlu tutulmak ibaresi yönünden bir bütün
olarak değerlendirilmiştir.
Düzenleme dava açan işçi yönünden, zaten ekonomik yetersizlik içinde olup alacağının belirlenmesi ve
bir an önce emeğinin karşılığına ulaşmayı temin etmek gayesiyle zorunlu olarak başvurduğu
arabuluculuk toplantısına katılmaması, bir mazeretsizlik durumu halinde sonuçta haklı bile çıkacak
olsa yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulacak ve hatta davasında lehine de vekalet
ücretine hükmedilmeyecektir. Bu durumda sözleşmeye dayalı işçi alacağı, tazminatı veya işe iade
davasında lehine hükme rağmen yargılama harçları ve bilirkişi, tanık, keşif ücretleri gibi tüm
giderlerden sorumlu hale gelecektir.
İşveren tarafından uğratılan zararının giderilmesini isterken, hayatın olağan akışı içinde
mazeretlenemeyecek, mücbir sebep sayılmayabilecek her hangi bir nedenin toplantıya katılmaya engel
olabilme olasılığının da var olduğu yaşamda, işverenin hukuksuz işleminin yanında yüklenilecek
parasal/mali yük sorumluluğu, işçinin ya da işverenin kendi aleyhine bir arabuluculuk görüşmesine
katılmayı zorunlu kılmakta ve haklarını aramaktan veya zor halinde olmanın getirdiği baskı ile hak
ettiğinden azma yönelik teklifi kabule götürdüğü de düşünüldüğünde kuralın hak arama hürriyeti
kapsamında mahkemeye erişim hakkının özüne etki etmediği söylenemeyecektir.
Bu halde toplantıya katılmayana getirilen bu külfet hukuk devletinde hakkaniyet ölçütleri ile
bağdaşmadığı gibi birey ile kamu yararı arası denge ölçümlemesinde kamu yararı amacı için doğru
araç ve meşru amaca erişmek için gerekli bile olduğu kabul edilse dahi, kural ile gelen müdahale
makul, Türk hukukunda davasını kaybeden öder sistematiğine ve istisna ilkesine aykırı dengesiz bir
yük getiren ölçüsüz katlanılmaz nitelikli bir düzenlemede olup Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine
aykırıdır. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
KARŞI OY YAZISI
1. İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan
“...yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur” ibaresinin ve fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan
"... yargılama giderleri ...” ibaresinin, arabuluculuk faaliyetinin ilk toplantı yapılamadan sona ermesi
üzerine açılacak davalarda yargılama giderlerinin davada haksız çıkan taraf yerine arabuluculuk
faaliyetinin ilk toplantısına katılmayan taraf veya taraflar üzerinde bırakılmasını öngördüğü, bu şekilde
arabuluculuk faaliyetini teşvik ile tarafları yargıya gitme seçeneğinden caydırmayı amaçladığı
anlaşılmaktadır.
2. Arabuluculuğa başvurulmasının, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade davalarında dava
şartı olduğu, Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilmiş; bu kuralda Anayasa’ya
aykırılık görülmemiştir.
 Sayfa 20 /23
3. Mahkememiz çoğunluğunca her ne kadar yargılama giderlerinden sorumlu olmanın, arabuluculuk
yoluyla uyuşmazlığın çözümü yönünde iyi niyetli bir çaba gösterilmemesinin bir sonucu olduğu
şeklinde değerlendirme yapılmış ise de, yine çoğunluk gerekçesinde belirtildiği üzere, arabuluculuk
kurumu, mahkemelerin yerine geçecek bir uyuşmazlık çözüm yolu değildir. Bu nedenle, arabuluculuk
yolunun, daha ilk safhada sonuçsuz bırakılması halinde dahi yargı aşamasına sirayet edici,
cezalandırıcı ve hak arama hürriyetini sınırlandırıcı etkileri olmamalıdır.
4. Bu nedenle, arabuluculuk faaliyeti henüz ilk toplantı yapılamadan sona erse bile, dava şartı yerine
geldikten, yargı süreci başladıktan sonra, artık geride kalması gereken arabuluculuk safhasının,
tarafların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman hak arama hürriyetini kullanmalarını
anlamsız hale getiren veya önemli ölçüde güçleştiren sınırlayıcı bir etki doğurmaması gerekir.
5. Esasen her uyuşmazlıkta, taraflardan biri veya her ikisi, uyuşmazlığı yargı önüne gelmeden çözme
yönünde mevcut olan hukuki veya fiili imkanları kullanmamış, hatta iyi niyetli hareket etmemiş
olabilirler. Bu durum, onların hak arama hürriyeti kapsamındaki temel haklarının kısıtlanmasını
gerektirmez. Tarafların yargı önüne gelmezden önceki karar ve davranışlarının yargı aşamasına
taşınarak, davacı veya davalı olarak kullanacakları bazı haklarının sınırlandırılmasına yol açılması,
taraflar arasında tam bir eşitlik sağlanması gereken yargı önünde bazı kişiler için daha baştan
dezavantajlı durumlar yaratılması, hak arama hürriyetinin özüne dokunan ağır bir müdahale teşkil eder.
6. Hak arama hürriyeti kapsamında, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma
ile adil yargılanma hakkı, davada haklı çıkan tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamasını
gerektirir. Yargılama giderlerini haksız çıkan tarafın üstlenmesi, Anayasa’nın da ötesinde, evrensel bir
hukuk kuralıdır. Ancak, iptal istemine konu olan kurallar bu ilkeyi tersine çevirmekte, davacının (ki
davacı çoğu kez işçidir) davayı kazansa bile alacağının bazı durumlarda tamamının, bazen de
tamamına yakınının yargılama giderlerine sarf edilmesi nedeniyle eline hiçbir şey geçmemesine yol
açmak suretiyle, yargı mercileri önünde hak aramayı anlamsız ve sonuçsuz hale getirmektedir.
7. Arabuluculuğu teşvik etmek ve iş mahkemelerindeki dava sayısını azaltmak amacıyla esasen dava
şartı öngörülmüş ve uyuşmazlıkların yargı aşamasına gelmeden süratle çözümü için kanuni bir
düzenleme yapılmıştır. Bunun ötesine geçilerek, sırf arabuluculuğu daha etkili kılmak amacıyla, hak
arama hürriyetinin kullanımının caydırılması, engellenmesi için demokratik bir toplumda zorunluluk
bulunmadığı açıktır. Anayasa, yasa koyucuya bu konuda takdir hakkı vermemektedir.
8. Bu nedenle, iptal istemine konu kuralların, Anayasa’nın 2. maddesindeki sosyal hukuk devleti, 49.
maddesindeki çalışanların korunması gibi, ilgili görülebilecek diğer hükümleri karşısında
incelenmesine gerek kalmaksızın, Anayasa’nın 36. maddesine açıkça aykırılık nedeniyle iptali
gerekeceği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (12) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde,
taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle
arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda, toplantıya katılmayan taraf davada kısmen veya
TAMAMEN haklı çıksa bile yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulacağı öngörülmüş olup,
cümlede yer alan “...yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulur “ ibaresinin iptali istenilmiştir.
2. Arabuluculuğa başvurulmasının, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade davalarında dava
şartı olduğu, Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilmiş; bu kuralda Anayasa’ya
aykırılık görülmemiştir.
3. Arabuluculuk kurumu, mahkemelerin yerine geçecek bir uyuşmazlık çözüm yolu değildir. Bu
nedenle, arabuluculuk yolunun, ilk toplantıya katılmama ya da katılamama nedeniyle sonuçsuz kalması
halinde, yargı aşamasına sirayet edici, cezalandırıcı ve hak arama hürriyetini sınırlandırıcı etkileri
 Sayfa 21 /23
olmamalıdır.
4. Arabuluculuk faaliyetinin ilk toplantı yapılamadan sona ermesinden sonra, taraflardan birisinin dava
açıp hakkını araması ve davada haklı çıkması halinde davayı kaybetmiş gibi yargılama giderlerinin
tamamından sorumlu tutulması, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman hak arama
hürriyetini anlamsız hale getirecektir.
5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri
mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesi ya
da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesi ve
zararını giderebilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.
Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin iddia ve savunmalarım bir yargı mercii önünde ileri
sürebilmelerine imkan sağlayan ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen bir haktır.
(Anayasa Mahkemesi ’nin 2017/24-112, § 19).
Bilindiği gibi yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yüklenmesi, evrensel bir kuraldır. Ancak, iptal
istemine konu olan kurallar, bu ilkeyi tersine çevirmekte çoğu kez işçi olan davacının, davayı kazansa
bile alacağının bazen tamamından, bazen de tamamına yakınından vazgeçmesine neden olabilecek,
yargı mercileri önünde hak aramayı anlamsız hale getirebilecek nitelik taşımaktadır.
6. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” denilmektedir.
Mahkemelerdeki dava sayısını azaltmak, uyuşmazlıkları kısa sürede sonuçlandırmak amacıyla
arabuluculuk sistemi getirilmiş ve sisteme başvuru dava şartı olarak kabul edilmişse de, ilk
arabuluculuk toplantısına katılmama veya katılamama nedeniyle, hak arama sadedinde açılan davayı
kazansa dahi kazanan tarafın yargılama giderlerinin (bunun içinde dava harçları, tanık, keşif, bilirkişi
masrafı ve ücreti ile vekalet ücreti vb. bulunmaktadır) tamamından sorumlu tutulması, sonuçta ölçüsüz
bir müdahale ve sınırlamaya neden olmaktadır.
7. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, mahkemeye erişim
hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara
bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya
mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde
etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,
B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
8. Mahkememizin Anayasaya aykırılık ve bireysel başvuru kapsamındaki içtihatları göz önüne
alındığında, iptal istemine konu kuralları, Anayasa’nın 13. Maddesinde öngörülen “ölçülülük” ve 36.
Maddesinde ifade olunan “hak arama özgürlüğü” ilkelerine aykırı gördüğümden ve iptali gerektiği
kanaatinde olduğumdan farklı yöndeki çoğunluk görüşüne katılamamaktayım.
KARŞI OY GEREKÇESİ
7036 sayılı Kanunun 3. maddesinin iptali istenilen 12. fıkrasında; arabuluculuk görüşmeleriyle ilgili ilk
toplantıya katılmayan tarafın, açılacak davada haklı çıksa dahi yargılama giderinin tamamından
sorumlu tutulacağı, yine toplantıya her iki tarafın da katılmaması durumunda tarafların yapacakları
yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde kalacağı belirtilmektedir.
Kanunun 3. maddesinin bütünü incelendiğinde iş hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuk
yöntemiyle çözümlenmesine öncelik verildiği görülmektedir. Yargılama sürecine girmeksizin tarafların
iradeleri ile uyuşmazlığın çözümlenmesinde üstün kamu yararının bulunduğu fikrine dayalı olan
Sayfa 22 /23
arabuluculuğa ilişkin düzenlemenin esası hakkında Mahkememiz çoğunluğu gibi Anayasaya aykırı
bulunmadığı görüşüyle oy kullanmış bulunmaktayım. Buna karşın 12. fıkrada öngörülen kural hak
arama hürriyetini ihlal eder mahiyettedir.
Bilindiği üzere yargılama giderleri mahkemeye erişim hakkının bir parçasını oluşturmaktadır. Söz
konusu giderler toplantı giderleri olmayıp, açılması muhtemel davada yapılacak yargılama giderlerini
kapsamaktadır. Kimi davalarda miktar itibarıyla davanın konusunu aşabilen veya davacı için büyük
yük oluşturan yargılama giderlerinin toplantıya katılmama nedeniyle tarafa yüklenmesi hak arama
hürriyeti üzerinde ciddi bir baskıya ve caydırıcı etkiye neden olacaktır. Özellikle burada olduğu gibi
işçi alacakları ve haklarıyla ilgili davalarda, toplantıya katılmaması halinde işçinin dava açma iradesi
olumsuz yönde etkilenebilecektir.
Arabuluculuk kurumunun başarıya ulaşabilmesi ve kurumun kötüye kullanılmasının önlenmesi
bakımından ölçüsüz olmayan bir yatırımın öngörülmesi makul görülebilir. Buna karşılık arabuluculuk
görüşmesine katılmayan tarafın yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulması bu amacı aşan,
elverişsiz ve ölçüsüz bir yaptırım niteliğindedir.
Belirtilen nedenlerle, kuralın Anayasanın 36. maddesine aykırı bulunduğu ve iptal edilmesi gerektiği
düşüncesindeyim


iletişim adresleri


Adres

Strazburg Cad. 5/13 Çankaya/ANKARA
Konum
 https://goo.gl/maps/VLvQ529qDaYiQFXN6 

telefon

Av. Ömer  YILMAZ:+905466805484
Av. Ali AKDAĞ +905366023989


Email


av.omeryilmaz06@gmail.com
av.aliakdag@gmail.com



Whatshap 

+905366023989
CRM formu burada yüklenecek